KiM?

Tolgahan Özseven, 1982 yılında Fatih, İstanbul’da doğdu. Öğrenim hayatına Hırka-i Şerif İlkokulu’nda başladı. Ortaokulu Akasya Koleji ve 12 Eylül İlköğretim Okulu’nda tamamladı. Etiler Lisesi’nden sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Televizyon Haberciliği ve Programcılığı Bölümü’ne girdi. Halen İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Anadolu Üniversitesi, İşletme Bölümü’ne devam etmektedir. Özel bir şirketler grubunda Personel ve İdari İşler Müdürü olarak çalışmaktadır.

Göksenin Deniz’in Tolgahan’la Söyleşisi

Hem Tolgahan’a sıkça sorulan sorulara cevap olması, hem de kısaca fikir edinmek için kitabın editörü Göksenin Deniz’le yaptığı röportajın bir kısmı burada.

Merhaba, Tolgahan mı demeliyim Mucize Adam mı?

Tabii Tolgahan ama Mucize Adam’ı da seviyorum. İnce bir ironi var Mucize Adam’da: Herkesin mucize olarak gördüğü şeyi gerçekleştirdim vemucize olmaktan çıktı. Birçok kilo sorunu olan insan var; kiminin 10 kilo, kiminin 30, kiminin 100 kilo derdi. Bu kiloları veremeyen insanlara, “Ya 203 kilo olsaydı, verebilir miydiniz?” sorusunu yöneltirseniz, herkes “Mucize olurdu,” cevabını verir. Oysa o mucize denen şeyi aç kalarak değil, sağlıklı beslenerek yaptım. Adım mucize olabilir rahatlıkla…

Düşünüldüğü zaman aklın, mantığın alması zor; 70 kiloluk 3 insanı vücudunuzdan çıkartıyorsunuz. Dünyada örnekleri var mı?

Bildiğim kadarıyla yok. Yaptığım araştırmalarda hiç karşılaşmadım. Paul Manson adında bir İngiliz var; 444 kiloyken 285 kilo veriyor ama ameliyatla. Gastrik bypass ya da mide kelepçesi ameliyatı olamadan, hatta diyetisyene gitmeden bunu yapmak zor. Hele bir de boy vücut indeksi esas alınırsa, sanırım benim yaptığım şey dünya rekoru.

Kilo sorunu yaşayan herkes merak ediyor, nasıl zayıfladınız?

Kitapta anlatıyorum; ilkel insanın kilo sorunu yoktu. Toplumsal gelişme, insanların beslenmelerini, tükettiği maddeleri, hareket yeteneklerini değiştirdi. Gelişme dediğimiz de bu hani. Şimdi ilkel insanı kafanızda canlandırın desem, zihinde elinde ok olan baklava karın kaslı, hayvan postu giymiş erkek veya kadın belirir. Kimsenin aklına mağarada yayılmış bir 150 kiloluk insan gelmez. Ama, günümüz insanını düşününce, bilgisayar başına yığılmış şişman insan görüntüsü çok sıradan. Sokakta yürüyen şişman bir kadın, merdivenleri zorla çıkan şişman bir adam… O zaman o sağlıklı bedene sahip ilkel insana bir bakmak gerekiyor.

İlerlememiz bir işe yaramıyor mu yani?

Bir sindirim sistemi fizyolojisi kitabı alın. İlk cümle şudur: “Sindirim ağızda başlar.” Daha başlangıç noktamızda yanlışları görebiliyorsunuz. Etrafınızda diş hekimine gitmemiş kaç kişi var? Sanırım yok. 200 yıl önce kaç kişi diş problemi yaşıyordu? 70 yaşını aşmış insanlara dikkat edin kaç defa diş hekimine gitmişler, bir de 30 yaşın altına bakın. Aradaki oran nasıl kötü beslendiğimize ışık tutacaktır. 100 yıl önce kaç kişi dişini fırçalıyordu? Şimdi her gün gelişen formüller üretiliyor. Her gün yeni diş fırçaları. İlerliyoruz ama nereye? Sonuç ortada. Bu kadar çok şeker tüketimini örtbas etmekten ileri gitmiyor bu ürünler ve çözümler.

Herkes sizden bir formül bekliyor. Zayıflamak isteyen insanlar için vereceğiniz formül nedir?

Formüllerle yaşanmaz; illa formül lazımsa, varoluşu izlemek lazım, formül o. Canlı olmak, hareket etmek demek. 302 kiloyken hareketim sınırlıydı. İlk olarak hareket etmeye başladım. Market arabalarına yaslanarak markette başlayan ilk yürüyüşlerim, 5 km’lik yürüyüşlere kadar yükseldi kilo verdikçe. Her geçen gün de artıyor [...]

[...]

Siz ne tavsiye ediyorsunuz?

Tabii ki hiçbir şey tavsiye etmiyorum.

Neden?

Ben diyetisyen değilim, insanlara diyet listesi veremem. Gerçi beslenme üzerine epey bir kitap ve tez okudum. Ama her işin bir erbabı vardır. Ben sadece benim yolumu yazıyorum. İnsanlar alır, formülü anlar, kendine göre ayarlar ve dener, zayıflar. Ya da hiç ilgilenmezler, onlar bilir.

Obeziteye savaş açtım diyorsunuz, bunu açalım biraz.

Obeziteye elbette savaştayım. Bildiğim doğruları sıralıyorum. Yaygın bilinen yanlışlarla mücadele ediyorum. Bir sürü hap satılıyor, insanları umutlandırarak zengin oluyorlar. Ben obeziteyle neredeyse 30 yılımı kaybettim. Şişman birisinin çektiği acıları çok iyi biliyorum. Toplulukta insanların size gülerek bakması. İnsanları görünce şeklinden utanmak. Aşık olmak ama açılamamak. Annenin babanın sana bakarak üzülmeleri. Bunları paylaşmak bile bir hayli büyük bir adım.

[...]

İkinci kitabınız?

Evet, ikinci kitabım. Tolgahan’ın Mutfağı olabilir adı. Kitap kafamda bitmiş durumda; 1 aylık uygulamalarımı not ettim. Bunları yazacağım ve yemekleri nasıl pişirdiğimi, sebzeleri nasıl çiğ tükettiğimi nedenleriyle anlatacağım bir kitap olacak. Hatta videolarla görsel olarak desteklemek de istiyorum.

[...]

Bunların tümü ilkel insana bakarak çıkardığınız mı?

İlkel insan demek de doğru olmaz ama ana tabloyu insanlık tarihinden çıkardım diyebilirim. Tabii bunun yanı sıra epey kitap okudum beslenme şekilleriyle ilgili. Bir de, en önemlisi, vücudumu dinlemeyi öğrenmekti. Benimle nasıl kilo verdiğimi konuşan obez insanlar oluyor. Soruyorum, “Kendini ne kadar dinliyorsun?” Cevap alamıyorum. İnsanlar kendilerini dinlemiyorlar. Bunu şöyle anlatabiliriz; iş makinaları çok ses çıkarıyor, reklamlar çok sesli, modern hayatın içinde kendi sesimizi duymaya zaman kalmıyor. Bedenimizi dinlemiyoruz da, onun yerine reklamları dinliyoruz, “sürekli tüket” seslerini dinliyoruz sanki. Ben de diyorum ki bedeninizi dinleyin. O size her şeyi söyleyecektir.

Nasıl yani bedeniniz size onu yemeniz lazım, bunu yememelisiniz diye mi söyleyecek?

Aynen öyle. Bedeniniz bilgedir. Bir sabah bir porsiyon baklavayla kahvaltı yapın ve bakın bakalım vücudunuz size ne zaman acıktığınızı söyleyecek. Bir de ertesi sabah aynı kaloriye sahip üç yumurta, bir kaşık tereyağı ile kahvaltınızı yapın. Aynı kaloriyi alıyorsunuz ama bu sefer vücudunuz kaç saatte acıkıyor? Eskiden peynir krizleri yaşardım, bir anda peynire yüklenirdim. Vücudum kalsiyum isteğini dile getiriyordu bence. Siz kulak vermesini becerin, vücut gerekeni söyler.

[...]

203 kilo verdiniz, hayatınızda ne değişti? Bundan sonraki hedefleriniz neler?

Ne değişmedi ki? Her şey tamamen değişti. Yürüyemeyen Tolgahan, şınav çeken Tolgahan’a dönüştü. İnsanlardan kaçan, kendinden utanan, bir odaya kapanan Tolgahan’ın yerine gayet sosyal ve mutlu biri geldi. Yakınlarımın üzüntü kaynağıyken, yerine mutluluk kaynağı oldum. Şimdi kendimi hiç olmadığım kadar mutlu hissediyorum. Her şey ilklere dönüştü…

Aklımda ise doğal olarak bulunması zor, neredeyse tamamen sanayi ürününe dönmüş birkaç temel gıdayı tekrar doğal olarak sunabilmek fikri var. İnsanları daha ucuz şekilde sağlıklı gıdalara ulaştırabilecek yöntemler düşünüyorum.

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Çağımızın en büyük kötü alışkanlığı dengesiz beslenme. Normal kilo sınırındaki insan sayısı azalıyor. Toplumda obez sayısı sürekli artıyor. Benim kitabım obeziteye karşı savaş ilanıdır. Sağlık bakanlığı da obeziteyle mücadeleyi gündeme aldı. Fazla kilolarından şikayet eden şişman olsun, obez olsun, herkese umut ışığı olmak istiyorum. Çok bir şey yapmaya da gerek yok. Birileri kalkıp kendi kendine 200’den fazla kilo verebiliyorsa, herkes kilo verebilir. Türkiye’nin her yerinde imza günleriyle ve söyleşilerle o insanlara temas etmek istiyorum.

Onlarca mesaj alıyorum, “Nasıl zayıflarım?” diye… Cevabım: Tolgahan Özseven demek, sağlıklı şekilde zayıflamak mümkün demek.

Halimin ibret alınması, biliyorum ki çoğu insanın hayatını güzelleştirecek. Bunu yaşadım ve istiyorum ki yaşayabilecek herkese bir dokunuş olabileyim. Hayat çok güzel, yaşamak harika; bunu paylaşmaktan başka daha ne ister ki insan!

Comments are closed